24 Haziran 2012 Pazar

Yaşam Ritmseverdir

Bu filmle ilgili, Emma Goldman'ın "dans edemediğim devrim, devrim değildir" sözünün sinemadaki karşılığı olduğuna değinen bir yazı okumuştum. Bir boyutuyla öyle bir niteliğe sahip olan, orjinal ismiyle "Sound of Noise" bizim diyarda "Yaşamın Ritmi", bu niteliğini aşan bir alanı da kapsıyor aynı zamanda. Her halükarda filmin tümü, bireyci değil kolektif bir tutumun toplumsal mücadelenin vazgeçilmezi olduğunu, kültürel alanların mücadelelerden izole bir yerde duramayacağını temsil ediyor. Yaşamın bir ritmi var ve bu ritm değişikliği tetikler diyor bize filmin her sahnesi... Ve filmden bir sahne...

21 Haziran 2012 Perşembe

Yeraltı'ndan Notlar


- Sisteme ve onun bir parçası olan lümpenliğe doğru atılmış bir patates; Yeraltı. Aracın yanlışlığına çekilen dikkat bir yana, o patatesin atıldığı sahnede söndürülen ışık ve kaçış, sustukça sıra kendisine gelenlere bir şeyler söylüyor.

- Mücadele etmenin, tepki göstermenin yolunu bilemeyen kitlelerin, özellikle de memur kimliğiyle temsil edilen orta sınıfın içine düştüğü çelişki; Yeraltı. Hesaplaşmayı aynadaki suretiyle yapan Muharrem, "güzel Ankara"yı tiye alırken suretini teselli ediyor, ama kendisi yine çaresiz.

- "Sanatçı" kimselere, bir lüks otelin restoranında "Çav Bella"yı söyletip, Amerikalı gruptan aşırılan "itaat" şakasını, "her şakada bir gerçek payı vardır" sözünü kanıtlarcasına uygulatan lümpenliğin foyasını ortaya çıkarmak istediği halde susan Muharrem; Yeraltı. Ki o Muharrem alkolün etkisiyle, içindeki öfkeyi bireysel bir boyuta indirger, "geyik yapar". Sonra da futbol taraftarlığının, toplumu lümpenleştirme potansiyeline karşı, halkın müziğiyle dik durduğunu var sayar.

- Kontrol edilebilir/ehlileştirilebilir kitlesel katarsisin, Barcelona Otel veya Hüsnü Mübarek'i deviren ayaklanmanın televizyon ekranlarına yansıyan görüntüleriyle simgeleşmesi; Yeraltı. Ayaklanma görüntüleri arasına giren led ışıklı Madrid Otel yazısı, kimi toplumsal patlamaların "acaba devrim mi?" sorusunu sordurmasını hatırlatıyor. Ve önce, izleri zihinden silinmiş bir sevişmenin ardından, niteliksiz "öze dönüş"ü bile gerçekleştiremeyen Muharrem, sonrasında bunu başarıyor. Geriye kalan ortalığın yıkıldığı bir ev, kırılmış camlar ve elde edilememiş bir huzur.

- Sistem ve onun uzantılarıyla doğru bir şekilde mücadele etmesini bilmeyen, tüm bunlara karşı beslediği öfkeyi, kendisi gibi bunlardan muzdarip olanlara yönelttiği şiddete kanalize eden büyük bir toplumsal kitleyi eleştiren ama hedef tahtasına doğru bir şekilde sistemin kendisini koyan bir film; Yeraltı. 




19 Haziran 2012 Salı

Pencere Önü Çiçeğiyiz

Bülent Ortaçgil'in bu güzel şarkısını dinlerken her defasında melodisinin güzelliğine kaptırırken sözlerini arka plana itmişim, bugün anladım. Şarkı çoğumuz gibi zamanı dört duvar arasına sıkıştıranlara sesleniyor gibi gelmişti önce. "Entellektüel biçimde sunulan su ve güneş"e muhtaçlıktan, doğanın bizle iletişim kurduğu "zorlu rüzgardan, ansızın yağan yağmurdan veya dipdiri bir sabahın gözyaşları; çiğden" izole hayatlarımız bunu düşündürtmüştü bana. Sonra, bunlarla iç içe olsa bile, şehir dört duvarının sokaklarını mesken tutmuş evsizlerin, bir tarlada çalışırken feodalite dört duvarına hapsolmuş köylülerin de birer "pencere önü çiçeği"ne dönüştüğünü anladım.

Gecenin "organik" lambası ay ışığına ve baharla gelen güzel ürpertiye yabancı olunmayacak, huzurun herkese hakça pay edileceği güzel günler dileğiyle...

17 Haziran 2012 Pazar

İçe İşleyen Ses

İçe işleyen şarkılar vardır. Kimisi sözleriyle, kimisi ritmi veya melodisiyle, kimisi de söyleyeninin sesiyle. Bu durumun sese bağlı olanını, Azeri sanatçı Şövket Elekberova'nın şarkılarında rahatça hissedebilirsiniz. Önceden dinlemediyseniz, vakit kaybetmeyin, alttaki örneklere kulak verin...

Karsu

Kar suyu kendini belli etmeye başladığında, berraklığı ve varlığına katkı sunan güneşin ışığını yansıtışıyla insana huzur verdiğinde ve tabi tüm bunlar şehir kaldırımlarında ya da sokaklarında değil de yeşilin, doğanın içerisinde olduğunda, bahar yaklaşıyor demektir.

Tüm bunların sesi olabilecek bir şarkı, Karsu Dönmez'den...
Karsu Dönmez bir Türk sanatçı, Hollanda'dan...

4 Haziran 2012 Pazartesi

Yalanlar, yalanlarımız...

Yalanlar, yalanlarımız
Rengi bol, kimisi haylaz yanlarımız...

O haylaz yanların dile geldiği Ortaçgil şarkılarından bir tanesini dinleyelim...

3 Haziran 2012 Pazar

Ah o "Ev"de ben de olsaydım...

O "Ev", Çekirdek Sanatevi.

Fikret Kızılok ve Bülent Ortaçgil'in 82'de kurduğu, darbe sonrasının karanlığında bir ışık olan, ardından gelen yılların elden geldiğince aydınlatılmasına katkı sunan, o karanlığın ton değiştirerek toplumsal yaşama hakim olduğu günümüzde de hatırlanması, kolektif ürünün değerini yansıtan çalışmalarının benzerleri tekrarlanması gereken bir ev.

O evin duvarlarından, camlarından taşan, sonsuzluğa karışan seslerin sahipleri kimi zaman Ezginin Günlüğü kimi zaman Erkan Oğur ve daha niceleri... El işi kaset kapaklarında yazan "Çaylar" bilgisi, samimiyetin yansıması...

http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%87ekirdek_Sanatevi

Gülmek Güzeldir

Açık/gizli toplumsal baskının arttığı zamanlarda gülebilmek, izole alanlardan ya da izole anlayışlardan bağımsız gülebilmek, gülmek için gülebilmek, bir eylem olarak gülebilmek ve güldürebilmek daha da güzeldir. Mizahla harmanlanmış gülmelerin artması dileğiyle, Ankara'mızdan bir etkinlik...